Serbest Piyasa Ekonomisi Nedir Türkiye Uygulamaları ve Kısaca Bilgiler

En İyi İkili Opsiyon Komisyoncuları 2020:
  • Binarium
    Binarium

    Sıralamada birincilik! En iyi ikili opsiyon broker!
    Yeni başlayanlar için mükemmel seçim! Ücretsiz eğitim ve
    demo hesabı! Kayıt bonusu!

  • Binomo
    Binomo

    Güvenilir ikili opsiyon broker!

Serbest Piyasa Ekonomisi Nedir? Türkiye Uygulamaları ve Kısaca Bilgiler

Türkiye’nin ekonomik hayatı için bir milat sayılan 24 Ocak kararları, yalnızca bir para hareketi değildir. Ekonomiyi yeniden yönlendirme ve reform işidir. Süleyman Demirel’in yetkilendirmesiyle Turgut Özal tarafından servis edilen kararlar, serbest piyasa ekonomisini hayatımıza sokmuştur.

Daha önceki istikrar kararlarından farklı olarak serbest piyasa ekonomisi koşulları belirlenen 24 Ocak kararları ile esnek kur sistemi benimsenmiş, faizler serbest bırakılmıştır. Türk lirası konvertible hale getirilmiş ve sermaye piyasasının ülke ekonomisindeki payı artırılmıştır.

İşte bu şekilde hayatımıza giren ve günümüzde de sıklıkla dile getirilen bu kavram hakkında bilgileri sizlerle paylamak istedik.

Serbest Piyasa Ekonomisi Nedir?

“Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler,” anlamına gelen Laissez Faire, Laissez Passer sözleriyle sıklıkla anılan serbest piyasa ekonomisi; ekonomik faaliyetlerin tam rekabet şartları içinde serbestçe yapılabildiği, fiyatların ise hükümetçe değil piyasaca belirlenip dengelendiği ekonomi türüdür.

Daha geniş bir tanım yapmak gerekirse; özel sektör ve rekabete dayalı, kaynakların dağıtımında fiyat mekanizmasını ve dünyada oluşan fiyatları baz alan, resmi müdahalelerin ve devlet yatırımlarının minimuma indirgendiği, kamunun milli hasıla içindeki payının azaltıldığı, devlet varlıklarının daha çok altyapı hizmetlerine harcandığı bir sistemdir.

İşsizlik oranlarının fazlasıyla arttığı ve enflasyonun üç haneli rakamlara yükseldiği 1970’li dönemlerde Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik darboğazı aşabilmek için açıklanan istikrar paketi ile hayatımıza girmiştir.

24 Ocak kararları ile serbest piyasa ekonomisi görüşü olarak yeni liberal formüller öneren monetarist uygulamalara gidilmiştir. Monetarizm, parasalcı yaklaşım olarak bilinirken; serbest piyasa ekonomisinde yalnızca parasal bir hareket değil, ekonomik bir reform gerçekleşmiştir.

Serbest piyasa ekonomisinde, sorunların çözümünün devletin ekonomiye müdahalesi söz konusu değildir. Fiyat mekanizması aracılığıyla sorunların çözümüne gidilmektedir. Arz ve talep, temel belirleyici olarak kabul edilmiştir.

İdeal serbest piyasa ekonomisinde üretici ve tüketicilerin pazarda aynı şartlar altında bulunduğu varsayılmaktadır. Ayrıca bu tür ekonomilerde fiyat mekanizmasının iyi işlemesi zorunludur.

Serbest Piyasa Ekonomisi Ne Zaman Ortaya Çıktı?

Kapitalizmin son evresi olan liberal devlet politikalarının uygulama sahasının adı serbest piyasa ekonomisidir. Uzun süreli liberal ekonomik uygulamaların ardından belirli periyotlar ile ekonomik ve sosyal krizler yaşanmıştır.

Bu krizlerin en büyüğü olan 1929 Büyük Buhran’ından sonra Keynesyen politikalar ile liberal politikalar bir kesintiye uğramıştır. Yine de liberal politikalar 1980’lerden sonra neo-liberalizm adıyla serbest piyasa modeli olarak uygulamaya girmiştir.

Büyük Buhran’a sunduğu çözümlerle ilgi gören Keynesyen iktisat, ilerleyen süreçte etkinliğini kaybederek monetarizm ile rasyonel beklentiler teorisini karşımıza getirmiştir. 80’li yıllar Keynesyen politikalardan vazgeçip, serbest piyasa ekonomisine geçiş yapılan yıllar olmuştur.

Liberal Görüşler ve Destekleyen İsimler

İnsan aklının kendi çıkarı için çalıştığını söyleyen David Hume, en adaletli düzenin kendiliğinden oluşan düzen olduğunu ve resmi makamların buna müdahale etmemesini öne sürmüştür. Kişisel çıkarların ve serbestliğin insanın tabiatında olduğunu da söylemiştir.

Serbest piyasa ekonomisinin kurucusu olarak görülen Adam Smith ise bireylerin kendi çıkarları için mücadele edip, sonuçta toplumsal çıkarı arttırması, doğal düzenin en serbest düzen olduğu, kamunun güvenlik dışında hiçbir müdahalesinin olmaması gerektiği gibi görüşleri de liberal fikirlerin artmasını sağlamıştır.

Liberal fikirlerin yaygınlaşmasına destek olan bir diğer ise Jeremy Bentham olmuştur. Devletin kişisel faydacılığı artırmak gibi bir görevi olduğunu belirten Bentham; özgür olmayan bir ortamda fayda, fayda olmayan bir ortamda iktisadi serbestlik, iktisadi serbestlik olmadan özel mülkiyet ve bunların tümü olmadan da toplumun mutlu olmayacağını söylemiştir.

J. Stuart Mill ise devletin ve etik duyguların haz tarafından belirlendiğini, en fazla hazzı serbestliğin verebileceğini, devletin de asıl niyetinin bu hazzı en yükseğe taşımak olduğunu ifade etmiştir.

Bu isimlerin söylemleri, toplumlarda liberal düşüncelerin fazlalaşmasına neden olmuştur ve serbest piyasa ekonomisine doğru bir geçiş söz konusu olmuştur.

“Bırakınız yapsınlar” fikrini destekleyen Herbert Spencer, sosyal ayıklanmanın en iyi olanın yaşamasını sağladığını, yani rasyonel insanı savunarak liberalizme katkı sağlamıştır.

Benjamin Constant ise dini alanda, iktisatta, yayın organlarında ve mülk edinme hakkında maksimum serbestliği savunarak destek vermiştir.

Demokrasi ve liberalizmin birbirlerinden ayrılmaz parçalar olduğunu savunan Alexis de Tocqueville, tarihin serbestlik ve eşitlik sağlayan bir amaçla yola çıktığını savunup liberalizmin günümüzdeki haline ulaşmasını sağlayan temel ilkelerine katkı sağlamıştır.

Serbest Piyasa Ekonomisinin Özellikleri

Bu ekonomi türünün iki unsuru vardır. Bunlar; ‘bırakınız yapsınlar’ ve sistemin kendiliğinden dengeye geleceğini düşünen ‘görünmez el’ teorileridir.

Bunları gerçekleştirenler ise alıcı ve satıcıların karşılıklı ticari faaliyetleri sonucunda oluşan fiyat sistemidir. Piyasa ortak çıkarlara göre değil, bireylerin çıkarlarının uzlaşmasıyla oluşmaktadır.

Serbest piyasa ekonomisinin özellikleri kısaca şu şekildedir:

Özel Mülkiyet Hakları

Bireylerin ve bireylerce kurulan ortaklıkların ve şirketlerin, toplumdaki maddi varlıklara sahip olmasıdır. Özel mülkiyete serbest bir şekilde sahip olma hakları; mülk malikine, mülke ait maddi kazanımları toplumsal çıkarlara zıt düşmeyecek bir şekilde kullanım hakkı vermektedir.

Miras, bireysel mülkiyetin ayrılmaz bir parçasıdır. Kişiyi ve kişinin psikolojik eğilimlerini toplumda ekonomik organizasyonun olmaz olmaz temel olarak gören bireycilik, kişinin aksiyonlarını toplumsal ekonomik örgütlenme için yeterli görür.

Bireyciliğin en önemli gereklilikleri ise ekonomik özgürlük ve bireysel mülkiyet hakkıdır. Herkesin farklı yeteneklerinin bulunması ve bunların diğer kişilerin yetenekleriyle rekabet ederek gelişmesi, bireyciliğin özelliğidir.

Ekonomik özgürlüğün, ekonomik ve sosyal rekabetin, bireysel mülkiyetin bir sonucu olarak bireycilik ortaya çıkmaktadır. Piyasa ekonomisi ise insanlara tanıdığı mülkiyet hakları ile tüm bireysel özgürlükleri insanlara veren sosyal bir sistemdir.

Girişim ve Seçim Özgürlüğü

Serbest piyasada özgürlük, kişilerin ve özel girişimcilerin piyasa sayesinde istediği seçimi yapma hakkına sahip olmasıdır.

Teşebbüs özgürlüğü ise bir şirketin kaynakları ile üretimde bulunması ve ürettiklerini satmasında devletin karşı müdahalesine uğramadan istediği şekilde davranmasıdır.

Tüketicilerle alakalı olup tüketicilerin gelirlerini diledikleri gibi harcayabilmeleri de seçim özgürlüğü iken; sözleşme ve şirket kurma özgürlükleri de bunların vazgeçilmez bir parçasıdır.

Kişisel Çıkarlar

Bu özellik; her iktisadi birimin kendi çıkarlarını düşünerek maksimum kar ve faydayı amaçlamasıdır. Kapitalist ekonomilerde, her karar verici, kendi lehine maksimumu elde etmeye çabalar.

Teşebbüs ve seçim özgürlüğünün amacını belirleyerek ayrıca zarar maruz kalan üreticilerin iflas etme olasılığını da içermektedir.

Liberal düşünce; kamu faydası, toplumsal iyilik, ortak kazanım gibi toplu ilgilendiren tüm amaçlara uzaktır. Bireylerin kişisel çıkarları dışında ve onların üzerinde bir ortak çıkarları olduğu düşüncesine de uzak düşmektedir.

Düşüncede esas olan kişisel çıkarlardır ve bundan toplumsal çıkar oluşur. Kişiler; kendi çıkarları için hareket edecekleri bir homo economicus, doğru ve bilimsel olanı bulabilen rasyonel insan ve her türlü sosyal hareketi kendi amacı doğrultusunda kullanan faydacı bireydir.

Piyasa Mekanizması ve Rekabet

Bu ekonomide ticareti yapılan her malın fiyatı (bedeli) vardır. Her birey fiyata göre kendi çıkarı açısından en yüksek faydayı elde etmeye uğraşır. Bu ise ekonomik karar birimlerinin eylemlerini fiyatlar yoluyla düzenlemektedir.

Serbest piyasa ekonomisinde işlem gören bir meta, alıcı ve satıcıların piyasada oluşan fiyatı etkileyememesini rekabet olarak değerlendirmektedir.

Rekabetçi bir sistemde çalışmak isteyenler, istedikleri işi seçme özgürlüğüne sahiptir. Tüketmek isteyenler de talep ettikleri her yerde alışveriş yapabilmektedir.

Herkes birbiriyle güven içerisinde faaliyette bulunmaktadır. Bu mekanizma sayesinde her bireye sınırsız imkan tanınarak özgürlük sağlanmaktadır.

Sınırlı Hükümet

Serbest piyasa ekonomisinde, devletin ekonomiye sınırlı müdahalesi söz konusudur. Devletin ekonomiye etki ederek kapitalist sistemin etkisini düşürmek yerine tek hak ve özgürlükleri, rekabetçi ortamı koruması ve geliştirmesi, bu yönde zorunlu olan değişimleri yapmasını gerektirmektedir.

Kamunun hiçbir şekilde doğal düzene müdahalesi öngörülemez. Yalnızca bireylerin doğal düzenlerini devam ettirmelerine yardımcı olması gerekir. Hiçbir otorite, insanları bir şey yapmaya zorlamamalıdır.

Zorlama söz konusu olmadığı için kamunun asıl görevi, serbest piyasanın işlerlik kazandırmak ve piyasayı zor sokacak eylemleri engellemektir. Devlet sadece güvenlik için olmalıdır.

Serbest Piyasa Ekonomisinin Türkiye Uygulamaları

24 Ocak 1980 ekonomik istikrar programı ile Türkiye’de serbest piyasa ekonomisi uygulanmaya başlanmıştır. Kamu müdahalesi yerine serbest piyasalar, içe dönüş sanayileşme yerine dışa açık sanayileşme politikaları uygulanmıştır.

Devletin müdahaleciliği ve korumacılık politikaları mümkün oldukça azaltılarak, dış ekonomik gelişmelere açık bir pazar ekonomisine geçilmeye başlanmıştır.

24 Ocak kararları, ekonomiyi liberalleştirme açısından sınırlı olurken, 5 yıl içinde bu sınırlar kalkmaya başlamıştır. Örneğin; faiz oranları serbest bırakmasa da piyasa eğilimine göre hareket etmiştir. Kamu iktisadi kuruluşlarının özelleştirilmesi için politik ortam hazırlanmıştır.

Kararlarla birlikte fiyatlar büyük ölçüde serbest bırakılmış ve devalüasyon yapılmıştır. Ardından sabit kur rejiminden, günlük döviz kuru ayarlamaları yapılmaya başlanmıştır.

Alınan önlemlerle de tüketim kısılmış, kalan üretimi ihracata yönlendirerek ve dış kredilerle döviz yetersizliğini gidererek üretimin artırılması amaçlanmıştır.

Türkiye’de 1983’ten itibaren serbest piyasa rejiminin daha da geliştirilmesi için bazı ekonomik politikalar ve uygulamalar ortaya konmuştur. Bunlar şu şekildedir;

  • Günlük kur ayarlamalarına devam edilmiştir,
  • Türk parasının değerini korumaya yönelik 32 No’lu kararname çıkarılmıştır,
  • TL’nin konvertibilitesi için adımlar atılmıştır,
  • İthalatta liberasyon sınırları genişletilmiş, gümrük vergileri azaltılmış, ithalat yasakları ve miktar kısıtlamaları en aza indirilmiştir,
  • Yabancı sermayenin özendirilmesi için tüm sektörlere giriş serbest bırakılmıştır,
  • Kamu yatırımları altyapı, enerji ve savunma sanayi ile sınırlandırılmıştır,
  • Devlet tekelinde üretimi ve satışı olan birçok mal özel kesime açılmıştır,
  • İktisadi kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi için adımlar atılmıştır.

1980’li yılların sonlarında, Türkiye’nin kapitalist ekonomi modeline geçme çabaları için uygulanan politika tedbirleri şok tedavisine benzetilmektedir. Türk ekonomisinde sistemin tam işleyişini önleyen önemli eksiklikler bulunmuştur.

Yüksek enflasyon oranları, serbest piyasa ekonomisi sisteminin Türk ekonomisinde aksadığını gösteren en belirgin göstergedir. Bu, piyasa düzeninin iyi çalışmadığını ve piyasa mekanizmasının tam olarak işlemediğini göstermektedir.

Serbest Piyasa Ekonomisi Nedir? Türkiye Uygulamaları ve Kısaca Bilgiler

S erbest Piyasa Ekonomisi Nedir

Эюsizliрin arttэрэ, yэllэk enflasyon oranlarэnэn %100’lere yaklaюtэрэ 1970’ler Tьrkiye’sinde, ekonomik darboрazlarэ aюabilmek iзin, 24 Ocak 1980 tarihinden baюlayarak, serbest piyasa ekonomisi gцrьюь adэ altэnda, yeni liberal formьller цneren Monetarist uygulamalara giriюilmiюtir. Burada ьlkemizde uygulanmakta olan serbest piyasa ekonomisinin eleюtirisini yapmadan, uygulanmasэna зalэюэlan yeni liberal formьlьn neyi ifade ettiрini belirtmekle yetineceрiz.

“Daha az devlet, daha зok цzel giriюim” юeklinde formьle edilen yeni liberalist gцrьюьn, piyasa etkinliрini saрlamak amacэyla, piyasa ile iliюkili kurumlar konusundaki gцrью ve цnerilerine sэrasэyla deрinelim.

Fiyat Mekanizmasэna Devlet Mьdahalesi: Devlet, ьretici yada tьketiciyi korumak amacэyla, piyasa fiyatlarэna hiзbir mьdahalede bulunmamalэdэr. Rekabet ortamэnda oluюan fiyatlar, hem ьretim hem de tьketim kararlarэnda optimalitenin saрlanmasэ sonucunun doрuracak ve toplum refahэnэ en ьst dьzeye зэkaracaktэr.

Piyasa Ekonomisi ve Monopoller: Yeni liberaller, monopolleюmeyle mьcadele iзin, piyasaya yasal mьdahaleyi reddederek, uluslar arasэ ticaretin цnьndeki engellerin kaldэrэlmasэnэ цngцrmektedir.

Dэю Ticarette Serbesti: Tьm gьmrьk sэnэrlamalarэ ve her tьrlь ithal-ihraз engeli kaldэrэlmalэdэr. Bцylece, yeni liberal gцrьюь uygulayan ьlkede yaюayanlar, gereksinim duyduklarэ mallarэ olabilecek en dьюьk fiyattan satэn alma olanaklarэna kavuюacaklardэr.

Devlet Giriюimciliрinin Azaltэlmasэ: Yeni liberallere gцre, devlet kцtь iюletmecidir. Devlet elindeki tьm iюletmeleri, kar amacэna yцnelik faaliyette bulunduрu iзin, en verimli юekilde зalэюtэracak olan цzel sektцre devretmelidir.

Sэkэ Para Politikasэ: Devlet, sэkэ para politikasэyla, para arzэnэn mal ve hizmet arzэndan daha hэzlэ artmasэnэ ve bцylece fiyatlarэn yьkselmesini цnlemelidir. Onlara gцre devlet, sosyal faaliyetlerini de kэsmak pahasэna harcamalarэnэ azaltmak ve dolayэsэyla kemerleri sэkmak zorundadэr. Bunun iзin devletin, ekonomiye her tьrlь mьdahalesi azaltэlmalэdэr.

Daha Az Devlet Mьdahalesi, Gьзsьz Devlet Demek Deрildir: Yeni liberallere gцre devlet, liberal kapitalizmi, karlэlэрa yцnelirken verimlilik ilkesinden sapan giriюimcilere karюэ korumalэdэr. Serbest piyasa mekanizmasэnэn varlэрэ ve iюleyiюi iзin, gьзlь devletin varlэрэ юarttэr. Devlet piyasa mekanizmasэnэn dьzgьn iюleyiюini saрlamakla yьkьmlь hakem gцrevini, baюarэyla sьrdьrebilmelidir.

Piyasa Mekanizmasэ ve Gelir Daрэlэmэ: Yeni liberal gцrью, sosyal adaleti saрlayэcэ gelir daрэlэmэ politikasэnэ reddeder. Onlara gцre, piyasa mekanizmasэ зarkэ, mal ve faktцr piyasalarэnda oluюan gцreceli fiyatlarla kimlerin zengin, kimlerin daha az zengin olacaрэnэ belirleyecektir. Bu mekanizma iзinde, daha fazla geliri hak edenler, цn plana зэkacak ve zengin olacaklardэr.

Kэsacasэ, ьlkemizde 1980’lerden itibaren uygulanmasэna зalэюэlan ve serbest piyasa ekonomisi yada kэsaca piyasa ekonomisi gцrьюь юeklinde lanse edilen, parasalcэ gцrьюьn esaslarэnэn ne olduрunu aзэklamaya зalэюtэk.

Ekonomi Ağacı

DUYURU

Ekonomi Ağacı

Ekonomiye dair yazılar

Serbest Piyasa Ekonomisi Nedir?

Sorunlar, dertler bitmediği gibi insanın ihtiyaçları da hiç bitmez. İhtiyaçlar bitmez ama kaynaklarımız hep kıttır. İşte kıt kaynaklarla sınırsız insan ihtiyaçlarını karşılamak söz konusu olunca ekonomi bilimi devreye girer. Her ülkenin bu problemi çözmek için uyguladığı bir ekonomik sistemi vardır. Fakat hangi ekonomik sistem olursa olsun toplumların karşılaştığı üç problem vardır. Nedir bunlar:

  • Tam kullanım problemi
  • Etkin kullanım problemi
  • Ekonomik büyüme ve kalkınma problemi

Bu problemleri çözen ülke mutlu, çözemeyen ülke mutsuzdur.

İşte bu problemleri çözmek için her ülkenin uyguladığı bir ekonomik sistem vardır. Bu ekonomik sistemlerden biri de serbest piyasa ekonomisidir(Piyasa ekonomisi). Şimdiye kadar hiçbir zaman tıpkı planlı ekonomi sistemi gibi saf olarak uygulanamayan bu ekonomik sistemi gelin beraber inceleyelim.

Piyasa ekonomisi nedir?

Piyasa ekonomisi girişimci ve kaynak sahiplerinin karar verdiği sistemdir.

Piyasa Ekonomisinin Temel Kuralları

  • Mülkiyet hakkı

Mülkiyet hakkı, mülkiyet sahibi bireyin mülkü hakkında ki tasarruf hakkıdır. Mülkiyet hakkı her zaman insanları verimli çalışmaya yönelten bir hak olmuştur. Örneklendirelim beraber: Şimdi diyelim ki bir kafe işletiyorsunuz. Bu kafe devlete ait. Çalışmanız da ne kadar verimli olursunuz? Diyelim ki kafe size ait. Çalışmanız da ne kadar verimli olursunuz? Elbette ki kafe size ait olursa siz orada daha fazla üretim yapmak isteyecek, daha fazla kazanmak isteyeceksiniz. Şöyle bir cevabınızı duyuyor gibiyim: Denetimi sıklaştırır, kafeye vicdan sahibi bir insan koyarsak bu vicdan sahibi insan tıpkı kendisinin malı gibi oraya sahip çıkabilir. Arkadaşlar dürüst olalım ki vicdan dediğimiz kavram göreceli bir kavramdır. Öyle ki yaşam dinamiktir. Bir insanın sürekli vicdan sahibi olarak kalacağına dair bir makbuz elimiz de var mıdır? Yine bu kişiyi denetleyen kişinin de vicdanlı olması gerekir. Ayrıca bu vicdan sahibi insanı neye göre seçeceğiz? Kişinin vicdanlı görünmesi demek onu vicdanlı yapar mı? Gördüğünüz gibi birçok problemle karşı karşıyayız ve bu problemler tam olarak çözülemez. Ayrıca bütün veriler özel mülkiyetin önemini vurguluyor. Özel ve devlet okullarını düşünün. Lütfen kafanız da kurduğunuz ideolojileri gerçeklere yansıtmayın. Sadece gerçeklere odaklanın. Özel okullar, özel hastaneler, yani özel mülkiyetler elbette ki her zaman daha kalitelidir. Mal kişiye ait olunca kişi malını korumak ister. Dolayısıyla özel mülkiyet her zaman bireyleri daha fazla verimli yapmaya yöneliktir. Dolayısıyla özel mülkiyet iktisadi hayatın temelidir.

  • Serbest Piyasalar

Kişinin sahip olduğu malı istediği yer, şart, zaman da istediği kişiye devredebilme, kiralayabilme .. özgürlüğüne sahip olunan piyasalardır. Özel mülkiyetin bir sonucudur.

  • Serbest Ticaret

Dünya üzerine baktığımızda doğal kaynakların ülkeler arasında eşit olarak dağılmadığını görüyoruz. Kaynakların dağılımı farklı farklıdır. Bu farklılıklar nedeniyle üretilen malların maliyeti ülkelere göre değişir. Bunun sonucu olarak bir ülkede fazla olan malın maliyeti, diğer ülkelerde daha ucuz olabilir. İşte serbest piyasa ekonomileri bu nedenle piyasada dış ticaretin engelsiz olmasını, serbest olmasını isterler. Piyasa ekonomilerinde ticarette serbestlik ilkesi benimsenmiştir. Burada Russell Roberts’in “tercih” adlı kitabından bir örnek verebiliriz. Kitapta ABD ve Japonya arasındaki serbest ticaret örnek alınmıştır. Japonya elindeki mevcut kaynaklarla dünya üzerindeki en az maliyetli televizyonu üretmeyi başarmıştır. ABD ise elindeki kaynaklarla daha maliyetli televizyonlar üretebilmektedir. Daha sonra ABD ve Japonya aldığı birtakım kararlarlarla serbest ticaret sözleşmesi yaptılar. Buna göre ABD; televizyon üretme işini bıraktı. Çünkü karşısında ondan daha az maliyetle üreten bunun sonucu olarak daha ucuza gelen bir yöntem vardı. Kaynaklarını televizyon üretmeye harcamak yerine, Japonya’dan almayı tercih etti. Elindeki mevcut kaynakları da başka alanlara yönlendirdi. Bu hammaddeyi televizyon üretmeye harcasaydı, bu tam bir ziyan olurdu. Japonya’da bu televizyon ihracı karşısında ABD’den ilaç sektöründe destek almaya başladı. Yani ABD’ye televizyon ihraç edip ondan ilaç ithal etti. İşte bu manzara tam anlamıyla serbest ticaret manzarasıdır. Piyasa ekonomisinin bize anlatmaya çalıştığı şey budur. Bu ticaretin sonunda hem hammadde ziyan edilmemiş oluyor hem de sektörde denge devam ettiriliyor.

  • Piyasaya Giriş Özgürlüğü ve Piyasada Mübadele Özgürlüğü

Piyasa ekonomilerin de piyasaya giriş özgürlüğü vardır. Firmalar istedikleri piyasa alanına girip çıkma hakkına sahiptir. Tam bir mobilizasyon vardır. Girişim özgürlüğünün de bir sonucu olarak mübadele özgürlüğü vardır. Piyasa sisteminde ne alıcılar nede satıcılar mübadeleye zorlanamaz. Bu mübadele özgürlüğü bize kaynakları değerlendirip en uygun üretim ve tüketimi gerçekleştirmemizi sağlar. Girişim özgürlüğünün de bir sonucu olarak mübadele özgürlüğü vardır. Piyasa sisteminde ne alıcılar nede satıcılar mübadeleye zorlanamaz. Bu mübadele özgürlüğü bize kaynakları değerlendirip en uygun üretim ve tüketimi gerçekleştirmemizi sağlar.

Rekabet sayesinde hem kalite artar, hem kaliteli mallar ucuzlar. Serbest piyasanın olmazsa olmaz kurallarından birisidir. Örneğin dünyada ki telefon devi markaları zihninizde canlandırın. Eğer rekabet olmasaydı telefonlar da bu kadar gelişme bu kadar kısa süre içerisinde olabilir miydi? Sadece bir kaç telefon markası olsaydı akıllı telefonlar hepimizin evlerine girebilecek kadar ucuzlar mıydı? Açıkça ortada ki rekabet, kaliteyi arttırmanın ve ucuza evlerimize sokmanın en önemli destekleyicisidir.

İş bölümü sayesinde herkes birbirinin bencilliğine seslenir. Sabah kalkınca ekmek yapmak zorunda kalmazsın. Ekmeği fırıncı yapar. Kıyafet dikmek zorunda kalmazsın. Kıyafeti terzi diker. Bu örnekleri istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Dolayısıyla piyasa ekonomisi en büyük dayanışma ve iş bölümü merkezidir.

  • Sermaye Piyasası

Sermaye piyasaları fon sahibi bireylerin, belli bir gelir beklentisi amacıyla tasarruflarını yatırım araçlarında değerlendirdiği piyasalardır. Böyle bir yatırım yapabilmek için insanların kar ve tasarruf etmeleri gerekir. Eğer dikkat ederseniz serbest piyasa insanlara girişim özgürlüğü veriyor, faaliyet özgürlüğü veriyor. Yani en fazla karı vaat ediyor. Bu durumda yatırım en çok serbest piyasalarda mümkün hale geliyor.

  • Düşük Vergi Oranları

Vergi önemlidir. Devletin kamu harcamalarını gerçekleştirmek için başvurduğu en önemli kaynaktır. Fakat aşırı vergi iyi değildir. Her kazandığınızda sizi daha fazla vergilendiren bir sistem de bireyler üretmek yerine tüketmeyi tercih ederler. Ayrıca ne kadar çok vergi alınırsa o kadar çok yer altı ekonomisi işler. Bu yüzden vergileri insanları yatırım yapmaktan alıkoymayacak şekilde almak gerekir.

SERBEST PİYASADA BİR MAL VEYA HİZMETİN DEĞERİNİN VE FİYATININ BELİRLENMESİ

Serbest piyasalarda bir mal veya hizmetin değer veya fiyatı arz ve talep koşullarına yani tüketici ve üretici davranışlarına göre belirlenir. Ekonomilerde mal veya hizmet üretiminde karşılaşılan üç temel soru vardır. Bunlar;

  1. Mal ya da hizmet kimin için üretilecek?
  2. Mal ya da hizmetten ne kadar üretilecek?
  3. Mal veya hizmet nasıl üretilecek?

Serbest piyasa ekonomileri bu üç temel sorunun ilk ikisini için yani mal veya hizmet kim için ve ne kadar üretilecek sorularına; arz veya talep koşullarına göre değerlendirme yaparak sonuca ulaşılacaktır, cevabını vermektir. Talep; tüketicilerin belirli bir dönemde satın almak istediği ve satın alma gücüne sahip olduğu mal miktarı iken arz; üreticilerin belirli bir dönemde üretmek ya da kısaca satmak istediği mal miktarıdır. Hem arz hem de talep unsurunu etkileyen en önemli şey ise; fiyat mekanizmasıdır.

  • Fiyat Mekanizması Nedir?

Fiyatların arz ve talebe bağlı olarak serbestçe belirlenmesine dayanan sistem.

İktisadi faaliyetlerin temel amacı insanoğlunun sınırsız ihtiyaçlarını mevcut kıt kaynaklarla karşılamaya çalışmaktır. Diğer bir ifadeyle, talebe göre arzın tayin edilmesidir.

Arz ve talep arasındaki denge, paraya dayalı ekonomilerde fiyat mekanizması ile sağlanmaktadır. Örneğin, talebin sabit kalması halinde arz miktarında meydana gelen artış, fiyatın düşmesine neden olmaktadır. Buna karşılık arzın sabit kaldığı durumda talep miktarının artması da fiyatları yükseltmektedir.

Fiyat, arz ve talep miktarındaki değişmelere anında cevap verebilmektedir. Diğer taraftan arz, talep ve fiyat üzerinde, talep de arz ve fiyat üzerinde etkili olmaktadır. Bu karşılıklı etkileşim sonucunda belirli bir noktada arz ve talep miktarları dengeye ulaşmaktadır. Bu noktaya denge noktası, ve bu noktada oluşan fiyata da denge fiyatı adı verilir.

Bir iktisadi malın fiyat seviyesini belirleyen faktörler:

Gereksinimleri içerisindeki yeri ve önemi.

Bunlardan ilk ikisi arz açısından, üçüncüsü ise talep açısından önem taşımaktadır.

Fiyat ile değer arasında önemli bir ilişki vardır. Bir bakıma fiyat teorisi aynı zamanda değer teorisi demektir. Bir iktisadi malın kıymetli olabilmesi için kıt ve faydalı olması gereklidir. İki faktörü bir arada içermeyen mal, iktisat bilimi açısından mal niteliği taşımaz. Örneğin biyolojik açıdan hayati bir önemi olan hava, ekonomik açıdan bir değer taşımaz. Maliyet masraflarıyla değer arasında bir ilişki vardır. Bir kısım iktisatçılar, bir malın değerini, o malın maliyet masrafları ile açıklamaya çalışmışlardır. Maliyeti üretimde kullanılan tüm üretim faktörlerinin miktar ve oranıyla açıklayan teoriye objektif kıymet teorisi adı verilmektedir.

Diğer bir kısım iktisatçılar ise, bir iktisadi malın değerini, onu elde etmek için harcanan emek miktarıyla açıklamaya çalışmışlardır. Bu teoriye de emek-değer teorisi adı verilmektedir.

Bunun dışında arz veya talebi ortaya çıkaran dört unsur vardır. Bunlar;

  1. Hane halkı (aileler)
  2. Firmalar
  3. Mal veya hizmet piyasası
  4. Faktör piyasası

Bunlar aynı zamanda serbest piyasanın tamamlayıcı unsurlarıdır. Aileler ekonominin tüm fertleri olup faktörleri elinde bulundururlar. Firmalar ise faktörleri kiralayan, satın alan, mal veya hizmetlerin üretim ve pazarlamasıyla ilgilenen gruptur. Firma sahipleri de ayrıca hane halkının içinde yer alırlar. Bir malın değeri ve fiyatı belirlenirken hane halkı (tüketiciler) ve firmalar (üreticiler) bir aradadırlar ve bir değişim söz konusudur. İşte tamda burada serbest piyasanın farkı ortaya çıkar. Daha öncede belirttiğim gibi piyasa ekonomilerinde mübadele özgürlüğü vardır. İsteyen alıcı veya satıcı istediği satıcı veya alıcıda, dilediği yer ve zamanda, dilediği miktarda alma hakkına sahiptir. Bu değişimi gözümüzün önüne getirdiğimizde mal veya hizmetler tüketicilere doğru akım halindedir. Tüketici eğer o maldan çok talep ediyorsa bir anda fiyat artar. Ama o mala hiç talep yoksa üretici bir an önce elinden çıkarmak için düşük fiyatta satış yapar. Aynı olaya arz yönünden bakarsak ise; bir şeyin fiyatı artarsa onun arzı da artar. Çünkü üretici hangi mal daha fazla gelir getiriyorsa onu daha fazla üretir. Aynı şekilde bir malın fiyatı düşükse onun arzını azaltır. Çünkü üreticiye bir getirisi yoktur. Sonuç olarak serbest piyasada mal veya hizmetin değer ve fiyatını belirleyen şey tüketici ve üretici davranışıdır.

Faktör piyasasına baktığımızda ise aileler sahip oldukları faktörleri(emek, sermaye, kaynak, girişim) firmalara kiralar ya da satarlar. Bunun sonucunda parasal karşılık elde ederler.(ücret, faiz, rant, kar)

Mal veya hizmet piyasası ve faktör piyasası serbest piyasa ekonomilerinde sürekli dengededir. Bu dengeyi sağlamakta devletin hiçbir rolü yoktur. Serbest piyasa fiyatlar ya da üretim ve tüketim üzerinde devlet müdahalesini kabul etmez. Bu piyasayı dengede tutan şey “görünmez el” dir. Görünmez el prensibi ilk defa 1776 yılında Adam Smith tarafından ortaya atılmıştır. Serbest piyasada tüketici veya üretici davranışları tamamen bireysel fayda üzerinedir. Ancak herkesin faydasının toplamı toplumsal faydadır. Bireyler kendi faydalarını düşünürken amaçları arasında olmamasına rağmen, toplumsal dengeyi ve faydayı da sağlarlar. Buna görünmez el prensibi denir. Sanki birisi görünmez bir müdahale uyguluyorcasına toplum kendiliğinden sosyal faydasını sağlar.

Günümüzde serbest piyasaların ekonomik işbirliği ve geçerliliği anlaşılmıştır. İktisadi sorunlarda çözüm(hangi mal veya hizmet kim için ne kadar nasıl üretilecek) az öncede belirttiğim gibi fiyat mekanizmasıyla iç içedir. Hangi malların üretileceği ve ne kadar üretileceğini tüketicilerin tercihleri belirler. Nasıl üretileceğini ise serbest piyasadaki rekabet koşulları belirler. Bu tercihler mal veya hizmetlerin satın alınması yada alınmaması şeklinde kullanılır. Bu kararların sonunda üreticinin eline ücret, tüketicinin eline ise mal veye hizmet geçer. Sonra üreticinin eline geçen ücret; rant, kar ve faiz olarak tüketicilere geri döner. Böylece devlet müdahalesi olmadan, görünmez el yardımıyla piyasa dengede kalır.

PİYASADA DEVLET MÜDAHALESİNE KARŞI KULLANILAN LİBERAL ARGÜMANLAR

Devletin dış ticareti sınırlayıcı, ithalatı engelleyici veya kısıtlayıcı müdahaleleri tarife ve kotalardır. Tarifeler; ithalatın değeri veya miktarı üzerinden alınan vergilerdir. En başta tarifelerin doğuş nedeni devlete yeni gelir kaynağı yaratmaktı. Ancak günümüzde tarifeler yerli ürünleri uluslararası rekabetten korumak için yapılır hale geldi. Tarifelerin bedeli ortada herhangi bir sözleşme yoksa keyfiyete göre belirlenir. Bunun bir sonucu olarak da farklı ülkelere farklı tarife uygulamaları yapılabilir. Bazı ülkeler çift taraflı tarife sözleşmesi yaparak, ithalat üzerinden yapılan tarifelerde indirim yapabiliyorlar. Bir diğer müdahale aracı ise kotalardır. Kotalar; belirli bir dönemde ithal ya da ihraç edilebilecek mal miktarına veya değerine konulan kısıtlamalardır. Kota sadece tek bir ülkeye uygulanabileceği gibi bir ülke grubuna ya da tüm ülkelere karşıda uygulanabilir. Kota sınırlaması belli bir miktarda veya değerde malın girişine izin verilmemesi şeklinde olabileceği gibi tarife kotaları şeklinde de olabilir. Bu tür kota uygulamasında bir ülkeye belirli bir maldan belirli bir miktarın ya da değerin vergiden muaf veya düşük oranda vergiyle girmesine olanak tanımakta, bundan daha fazla miktara ise iki katı vergi uygulaması yapmaktadır. Örneğin; Avrupa’da Japon otomobillerinin sınırlı olmasının nedeni büyük ölçüde kotalardır. Tarife, ithalatı yapan ülkede fiyat mekanizmasının kaynak tahsisini gerçekleştirmesine olanak tanır. Oysa kota mutlak anlamda bir sınır getirmekte ve yurtiçindeki fiyat yurt dışındaki fiyattan ne kadar yüksek olursa olsun o kadar daha fazla ithalat yapılamamaktadır.

Devlet tarife ve kotanın yanında dış ticareti engellemek için bazı başka yollarda izler. Örneğin; bizzat kendisi veya içeriğindeki bazı hammaddeleri yabancı olan ürünlerin fişlenmesini ya da etiketlenmesini isteyebilir. Böylelikle insanlarda milliyetçilik duygusu ön plana çıkarılır ve o üründen az kullanması ya da mümkünse hiç kullanmaması sağlanılabilir.

Yasal olmayan ancak uygulamalarda karşılaşılan bir diğer müdahale şekli ise yabancı malların gümrükten girişini zorlayacak bir dizi bürokrasi yaratmaktır. Bu hem ileri yavaşlatır hem de yılmışlık hissi yaratır. Bir diğer müdahale şekli ise ihracat ambargosudur. Bu yolla mal, sermaye ve teknoloji ihracatın yasak getirilir. Genellikle bürokratik temellidir. Örneğin; 1980 yılında SSCB’nin Afganistan’ı işgali üzerine ABD’nin tahıl ambargosu uygulaması, bu tür bir uygulamadır.

Bu müdahaleler devlet tarafından dış ticareti engellemek amacıyla yapılır. Oysa liberal ekonomiler dış ticareti ister, dış ticarete müdahaleyi istemezler. Çünkü her ülke her şeyi üretemez. Buna kaynakları yetmez. Kaynak dağılımı yeryüzünde eşit değildir ve kıttır. Bu nedenle bir ülke bir şeyi tam üretebilirken diğeri belki de hiç üretemez. Bu anlamda liberallere göre dayanışma yapılmalıdır. İthalat ve ihracat yapılmalı ve geliştirilmelidir.

En İyi İkili Opsiyon Komisyoncuları 2020:
  • Binarium
    Binarium

    Sıralamada birincilik! En iyi ikili opsiyon broker!
    Yeni başlayanlar için mükemmel seçim! Ücretsiz eğitim ve
    demo hesabı! Kayıt bonusu!

  • Binomo
    Binomo

    Güvenilir ikili opsiyon broker!

Devletin ekonomi üzerindeki diğer mübadele araçları ise tavan ve taban fiyat uygulamasıdır. Hükümetin malın bir piyasada işlem göreceği (alınıp-satılacağı) en yüksek fiyatı tespit etmesine fiyat tavanı denir. Bu uygulama sonucu piyasada arz noksanlığı ortağa çıkar. Eksik arz piyasada tüketicilerin karaborsaya ya da “önce gelen alır” yöntemine başvurmalarına yol açar.

Hükümetin bir malın piyasada işlem göreceği en düşük fiyatı tespit etmesine ise taban fiyat uygulaması denir. Kısaca buna piyasada fiyat desteği adı da verilir. Bu yol sonunda piyasada arz fazlalığı ortaya çıkar. Bu arz fazlalığını devlet üreticiyi mağdur etmemek için bedeliyle satın alır. Daha sonra bu ürünler ihraç edilebilirse edilir, edilemezse elde kalır ve çürür.

Görüldüğü üzere fiyat mekanizmasına devletin her müdahalesi olumsuzlukla sonuçlanıyor. İşte bu nedenle liberaller fiyat mekanizmasının kendiliğinden piyasanın şartlarına göre oluşması taraftarıdırlar. Liberallere göre piyasa sanki bir görünmez el gelip müdahale ediyormuşçasına, kendiliğinden arz ve talep şartlarına göre yani tüketici ve üreticinin istek ve arzularına göre denge fiyatını bulur; müdahale gerekmez.

Devletin diğer bir müdahale aracıda vergilerdir. Hükümet ekonomiyi düzenlemek, kaynakların dağılımını etkilemek ve gelir dağılımını değiştirmek amacıyla hem gelir hem de servet üzerinden vergi alırlar. Daha öncede belirttiğimiz gibi liberal sistemde vergi miktarı çok düşüktür. Bu sistemde vergi sadece hükümet harcamalarının finansı için kullanılır. Çünkü liberallerin gelir dağılımını değiştirmek amacı yoktur. Onların piyasası özgürlükçüdür. Onlara göre zenginle fakir arasındaki fark daha fazla çalışmayla kapatılır. Yoksa vergi yoluyla sürekli birinden alıp diğerine vermek, bir kesim üzerinde çalışma şevkini kırarken, diğer kesimi de tembelliğe sevk eder.

SERBEST PİYASA YOKSULLARIN ALEHİNE ZENGİNLERİN LEHİNE Mİ İŞLER?

Serbest piyasa ekonomisi, planlı ekonomiyi savunanlar tarafından “sıfır toplamlı bir oyun” olarak görülür. Onlara göre serbest piyasa “YA HEP YA HİÇ” oyunudur. Kazanan herşeyi alır, kaybeden herşeyi kaybeder. Bu nedenle serbest piyasa sürekli olarak bir tarafın kaybını diğer tarafa kazanç olarak yazan piyasa olarak görülür. Bu piyasadaki zenginlere insanları sömüren vicdansızlar gözüyle olarak bakılır. Zenginlere fakirlerin omzuna basarak yükselmiş muamelesi yapılır. Piyasa ilişkilerinin sonucunda ise zenginin daha zengin fakirin daha fakir olduğu düşüncesine inanılır. Bu yönüyle fakirlikten kapitalizm daha güncel olarak ise küresel kapitalizm sorumlu tutulur.

Serbest piyasanın zenginleri daha zengin fakirleri daha fakir yaptığı düşüncesi aslında ideolojik kaygılarla sanayi devrimi sırasında ve sonrasında sosyalistler tarafından topluma aşılanmaya başlanmıştır. Sanayi devrimi kapitalizmin sembolik başlangıcı olarak kabul edilir. Sosyalistlere göre sanayi devrimi ile birlikte sömürü, yoksullaşma ve sefalet artmıştır. İngiltere’de başlayan sanayi devrimi işçilerin hayat standartlarında ve tarzlarında düşüşe yol açmıştır. Onlara göre sanayileşme ile başta zenginlik artmış sonra ise eşitsizlikler baş göstermiş en nihayetinde ise zenginler daha zengin fakirler daha fakir olmuştur. Ancak bu olaya ideolojik açıdan bakıldığı için böyledir. Asıl ekonomik rakamlara bakarsak ise bu dönem o zamana kadar lüks sayılan et , sebze, meyve, şeker, çay, bira ve yumurtanın en çok tüketildiği dönemdir. Madem bu insanlar sefilleştiriliyor, o zaman bunları alma imkânını nereden buluyorlar da, sanayi devrimine kadar lüks bir gereksinim iken onlar için, sanayi devriminden sonra sıkça tüketmeye başlıyorlar. Bir başka vurgu yapıp eleştirilen konu ise sanayi devrimi sırasında fabrikalarda ölen kadın ve çocuk sayılarının %30 civarında oluşudur. Tabiî ki bu istenilen bir şey değildir. Ancak sanayi devriminin öncesine baktığımızda açlıktan ölen çocukların sayısı sadece %50 ‘dir. Tabiî ki buda istenilen bir durum değildir. Ama siz sırf ideolojinizi haklı çıkarmak adına öncesini görmezden gelip, sonrasını ele alırsanız doğru sonuç elde edemezsiniz. Çünkü ortada kıyaslayacağınız bir şey yoktur. İnsanların zaten sanayi devrimi öncesi çalışabilecekleri fabrikalar yoktu. Hiçbir gelirleri yoktu. Neye kıyasla biz bu insanların daha da fakirleştiğini iddia edebiliriz? Genel duruma baktığımızda sanayi devrimi sırasında fabrikaların durumu özellikle sağlık ve temizlik açısından kötüydü. Ancak en azından insanlar gözlerinin önünde çocuklarının açlıktan öldüğünü görmüyordu. Refahları eskiye nazaran artmıştı. Sanayi devriminden önce insanlarda umut yoktu. Ancak insanlar devrim ile birlikte kısa sürede güven kazanıp kendilerine olan inançlarını arttırdılar. Sonuç olarak; sosyalistler sürekli serbest piyasaların zengini zengin fakiri fakir yaptığı iddiası üzerinde dururlar. Buna en büyük olarak da genelde sanayi devrimini gösterirler. Ancak gördük ki onlar olaya sadece ideolojik olarak bakıyorlar. Ekonomik kalkınma, refah seviyesi bize gerçekleri söylüyor. Ancak sosyalistlerin bu söylemi o günden bugüne piyasa ekonomisi üzerinde kara bir leke olarak kaldı.

Serbest piyasa ekonomilerinde her kazanan için bir kaybeden olması gerekmez. Önemli olan şudur; mevcut pastanın dilimleri dünyanın oluşumundan bu yana sabit değildir. Üstelik bu pastanın kendisi sürekli büyüyor. Akıllı olan, çabuk davranan pastadan daha büyük dilim elde ediyor. Gerçek şudur ki sanayi devriminden bu yana inişli çıkışlıda olsa serbest piyasa ekonomilerinde hem zenginler hemde fakirler gittikçe zenginleşiyor. Ancak bazı durumlarda zenginle fakir arasındaki gelişme farklı boyutlarda olabiliyor. Fakirlerin zenginleşme süresi daha uzun sürebilir. Çünkü; zenginin elindeki sermayenin getirisi ile fakirin elindeki sermayenin getirisi aynı değildir.

Peki, bu kadar konuşma üzerine zengini zengin fakiri fakir yapan piyasa hangisidir? Bunlar sosyalist totaliter rejimlerdir. Ekonomide eşitlik için ikincil bir kaynak dağılımı söylemi tutturup, zenginin çalıştığı emeği alıp, fakire dağıtırsan, fakirleri tembelliğe sevk etmekten ve onları kaderlerine mahkûm, başkalarına muhtaç hale getirmekten başka bir şey yapmış olmazsın! Ayrıca bunun yanında kişinin gelir elde etmek veya kazanmak için yaptığı veya yapamadığına bakmaksızın, çalışıp çalışmadığına veya üretip üretmediğine bakılmaksızın, gelir eşitliği idealini sağlamak için yapılacak herhangi bir ciddi girişim, evrensel fakirliğe yol açar. Bu durum becerisi olmayan veya yetersiz olana kendini geliştirmesi için var olan teşvikleri ve tembellerin çalışması için her türlü teşviki ortadan kaldırmakla kalmaz, doğal yeteneği olan, çalışmak ve kendini geliştirmek isteyen için de teşvikleri ortadan kaldırır.

SERBEST PİYASA VE ÖZGÜRLÜKLER ARASINDAKİ İLİŞKİ

Özgürlük; bir insanın onu, keyfi bir kararla belirli bir şekilde davranmaya zorlayabilecek bir kimsenin iradesine tabi olmaksızın, kendi kararlarına ve planlarına uygun bir şekilde eylemde bulunabilmesidir. Yani başka birinin keyfi isteğinden bağımsız olmak durumudur. Hayek’e göre gerçek ve olması gereken özgürlük budur. Özgürlük sadece insanın diğer insanlarla olan ilişkilerinde yani sosyal ortamlarda ortaya çıkan bir durumdur. Kısaca özgürlük; sosyal ortamlarda bir insanın başkalarının zorlaması altında kalmaksızın davranabilmesi ve hareket edebilmesidir.

Özgürlük temel olarak “negatif özgürlük” ve “pozitif özgürlük” olarak ikiye ayrılır. Liberalizmin dolayısıyla serbest piyasanın üzerinde durduğu özgürlük türü “negatif özgürlüktür”. Negatif özgürlükte; özgürlüğün başka birinin zoru, şiddeti, gücü altına girmeksizin ya da girmek durumunda kalmaksızın gerçekleşebileceği vurgusu vardır. Negatif özgürlüğün reddinden ise pozitif özgürlük doğmuştur. Pozitif özgürlükte ise insanların özgür olması için onu hissetmesi gerektiği anlayışı vardır. Özgürlüğü hissedebilmenin de ön koşulu bireylerin bir şeylere sahip olmasıdır. Bu özgürlük türünde negatif özgürlük anlayışının savunduğu bireyin “ özgür bırakılmasından “ ziyade “özgürleştirilmesi “ vurgusu vardır. Yani pozitif özgürlükte bireyin özgürlüğü maddiyatıyla ilişkilidir. Liberaller buna tamamen karşı çıkar. Onlara göre zenginler özgür, fakirler tutsak değildir. Liberallere göre yapılan en büyük yanlış; özgürlüğün zenginlikle özdeşleştirilmesi ve özgürlüğün sağlanabilmesi için bir takım araçların yardımıyla yeniden servet dağılımının istenmesidir. Liberalizm, piyasa ekonomisi ve özgürlük arasındaki ilişkiyi en iyi vurgulayan düşünür Hayek’ e göre bir insan pekâlâ hem özgür hem fakir olabilir. Hatta özgür olmak bazen açlıktan ölmek, maliyeti yüksek hatalar yapmak ve ölümcül riskler almaktır. Zaten serbest piyasa bunun üzerine kuruludur. Bırakın yapsınlar diyerek bırakın bireyleri özgür kalsınlar, yanlış yapsınlar, o yanlışlarından dönüp doğruyu bulsunlar ima edilmektedir.

Serbest piyasa ekonomileri özgürlükçü yapıdadır. Bunun en büyük dayanağı özel mülkiyet ve girişim özgürlüğünün sadece bu piyasada var olmasıdır. Bireylerin girişim konusunda önlerinde hiçbir engel yoktur. Tam bir mobilizasyon hâkimdir. Piyasaya giriş çıkış serbestliği vardır. Yani bireyler hürdür. Kararlarını verirken hiçbir müdahale ile karşılaşmazlar. Tüm bunların sonucunda bireylerin tecrübe ile öğrendikleri bilgilerini, amaçlarını gerçekleştirebilmek için özgür bırakılması özel mülkiyet özgürlüğünü doğurur. Özel mülkiyet özgürlüğünün reddi piyasa ekonomisinin de reddidir. Çünkü özel mülkiyet serbest piyasanın ön koşuludur.

Hayek ‘ten sonra liberalizm ve özgürlük üzerine düşünceleriyle tanınan en önemli isim Mises’dir. Mises’e göre; ekonomik özgürlük ile genel anlamda özgürlük arasında çok yakın bir ilişki vardır. Ekonomik özgürlük piyasa ekonomisi ile var olmaktadır. Piyasa ekonomisinin olmaması bütün siyasal ve sosyal özgürlüklerin ortadan kalkması anlamına gelir. Özgürlüğü yaratan kanun ve yasalar değildir, piyasa ekonomisidir. Gerçektende baktığımızda kanun ve yasalar sadece özgürlükleri korumak için vardırlar. Onlar piyasa ekonomisinin insanlara sağladığı özgürlüğü, çeşitli tehditlerden korurlar. Bu tehditlerin başında; devlet devletin polis gücü ve diğer insanlar gelir.

Piyasa ekonomisi bireylere özgürlüğü, rekabet yoluyla sağlar. Piyasa ekonomisi bireylere sonsuz sayıda seçenek sunarak onları özgür kılar.

ZENGİNLİK VE REFAH YARATMADA SERBEST PİYASA EKONOMİLERİ Mİ DEVLETÇİ EKONOMİLER Mİ AVANTAJLIDIR?

Geçmişe ve günümüze bir göz attığımızda; zenginlik ve refahın, bir zincirin halkaları misali birbirini takip eden, birbirine sıkı sıkıya bağlı olan olgular olduğunu görürüz. Bir yerde zenginlik varsa orada refah vardır. Bir yerde zenginlik artıyorsa orada refah da artıyordur. Peki, bu zenginlik ve refahı planlı ekonomi mi yoksa piyasa ekonomileri mi sağlar? Planlı ekonomilere baktığımız zaman tek zengin olan şey devlettir. Çünkü her şey onun elinin altındadır. Her işin içinde o vardır. Serbest girişim yoktur. Dolayısıyla bireyler ticari faaliyetlerde girişim konusunda sıkıntı yaşarlar. Girişim yapmak isteyenler bir sürü prosedür ve bürokratik işleme tabi tutulurlar. Bireysel refah ve zenginleşme güçtür. Çok büyük zenginlik planlı ekonomilerde ancak miras yoluyla elde edilir. Ancak piyasa ekonomisi bunun tam tersidir. İsteyen kişi istediği zaman ve yerde, istediği alanda faaliyet gösterebilir. Kendini geliştirebilir, bireysel refahını arttırabilir böylece toplumun refahı da artar. Piyasa ekonomisinde kişi fakir bile olsa, zengin olabilme umudunu her zaman elinde taşır. Çünkü girişim özgürlüğü vardır. Önü açıktır. Engeller yoktur, prosedür çok azdır. Ancak planlı ekonomide sınırlanan bireyler sınırlı bir toplum yaratır. O toplumunda refah gelişimini tamamlaması beklenemez.

Sonuç olarak; piyasa ekonomileri zenginlik ve refah yaratmada daha avantajlıdır. Planlı ekonomi ise bu konuda sınırlıdır.

SONUÇ

Çalışmamız boyunca serbest piyasa ekonomileri hakkında genel değerlendirme ve bilgilendirmelerde bulunduk. Serbest piyasa ekonomisinin eleştirilen ve beğenilen tüm yönlerini masaya yatırdık ve sonucunda birtakım genellemelere ulaştık. Özel mülkiyet, girişim özgürlüğü, ticaret serbestliği gibi olguların serbest piyasaların temel dayanağı olduğu ve piyasa ekonomileri için olmazsa olmaz unsurlar olduğu kanısına vardık. Bu temel kavramlardan sonra serbest piyasaya yöneltilen en ağır eleştiri olan zengini daha zengin fakiri daha fakir yapması iddiası üzerinde birtakım tartışmalar yürüttük. Bunun sonucunda elde ettiğimiz bilgiler, örnekler ve kanıtlar ile planlı ekonomiyi savunan ekonomistlerin savunduğu tezi çürüttük. Serbest piyasa ekonomilerinin üzerinde kalan bu kara lekenin aslında ideolojik kökenli bir tartışmadan ibaret olduğunu ve gerçeği yansıtmadığını yaptığımız çalışmalar sonunda gördük. Çalışmamızın devamında ise özgürlük ve serbest piyasa ekonomileri arasındaki ilişkiyi irdeledik. İster siyasi özgürlük ister ekonomik özgürlük ne olursa olsun, serbest piyasa ekonomisinin özgürlükçü yapısını diğer piyasalarda tam anlamıyla bulunulmayan kişisel girişim özgürlüğü ve özel mülkiyet yoluyla ele ettiği sonucuna vardık. Genel olarak ise özgürlüğün aslında serbest piyasada tam manasıyla yaşanabileceği sonucuna ulaştık.

Özetle; çalışmamızın genelinden çıkan sonuca göre, serbest piyasa ekonomileri, diğer ekonomik sistemlere kıyasla bireylerin ekonomisini geliştirebilmesi ve kendi kendini gerçekleştirebilmesi için en avantajlı piyasa modelidir. Demokrasinin eşiği olarak anılan ülkenin çoğuna baktığımızda piyasa ekonomilerini benimsediklerini görürüz. Buda bize çalışmamızın bir diğer sonucu olan özgürlük, refah ve demokrasinin en çok serbest piyasalarda görüldüğünün bir kanıtıdır.

Serbest piyasa hakkındaki çalışmamız genel olarak, piyasa ekonomilerinin teorisi üzerinedir. Yani bizim çalışmamız ve vardığımız sonuçlar olması gerekeni yansıtır. Bu söylemler ve ileri sürdüğümüz tezler gerçekte karşımıza bu şekilde çıkmayabilir ama teoride tam anlamıyla piyasa ekonomilerinin işleyişi bu şekildedir. Her güne yeni bir teknolojiyle merhaba dediğimiz, küresel bir dünyada yaşıyoruz. Bu nedenle her ne kadar serbest piyasa ekonomileri açısından piyasaların ortaklaşması olumlu bir sonuç olsa da, yine de serbest piyasaların teori çerçevesine şimdiye kadar hiçbir ülkenin tam anlamıyla oturamamasının en büyük faktörü; küreselleşmedir.

Son olarak serbest piyasa ekonomilerine Türkiye’nin bakış açısının üzerinde durmak istiyorum. Türkiye, anayasal olarak serbest piyasa ekonomilerini benimsememiştir. Ancak fiiliyatta piyasa ekonomilerini uygular. Bunu IMF ve Dünya Bankası ile olan ilişkilerinden anlayabiliyoruz. Esasen Türkiye 1980’li yıllardan beri serbest piyasa ekonomilerini uygulamaya çalışmaktadır. Ama bunu tam anlamıyla gerçekleştirdiği söylenemez. Bunun önündeki en büyük engel ise özelleştirme sürecine tam olarak adapte olamaması ve ülkemizde ekonominin içinde devletin hacminin oldukça büyük olmasıdır. Türkiye ne zaman özelleştirme sürecini tamamlar ve ne zaman devletin ekonomik hacmini küçültürse o zaman serbest piyasaya tam adapte olmuş olur.

En İyi İkili Opsiyon Komisyoncuları 2020:
  • Binarium
    Binarium

    Sıralamada birincilik! En iyi ikili opsiyon broker!
    Yeni başlayanlar için mükemmel seçim! Ücretsiz eğitim ve
    demo hesabı! Kayıt bonusu!

  • Binomo
    Binomo

    Güvenilir ikili opsiyon broker!

İkili Opsiyonlar ve Forex Hakkında Her Şey
Bir cevap yazın

;-) :| :x :twisted: :smile: :shock: :sad: :roll: :razz: :oops: :o :mrgreen: :lol: :idea: :grin: :evil: :cry: :cool: :arrow: :???: :?: :!: