Keynesyen İktisat Nedir Genel Teori ve Temel Varsayımları

2021 YILININ EN İYİ TİCARET PLATFORMLARI VE FİNANSAL ARAÇLARI:
  • Binarium
    Binarium

    Sıralamada birincilik! En iyi ikili opsiyon broker!
    Yeni başlayanlar için mükemmel seçim! Ücretsiz eğitim ve
    demo hesabı! Kayıt bonusu!

  • Binomo
    Binomo

    Çok yüksek getirili bir finansal araç!

Keynesyen İktisat Nedir? Genel Teori ve Temel Varsayımları

Tarihin en büyük ekonomik krizi olan 1929 Büyük Buhran döneminde kapitalist ülkelerde ortaya çıkan sıkıntılara bir çözüm olarak Keynesyen iktisat büyük yankı uyandırmıştır. Devletten tam istihdam politikası izlemelerini isteyen bir kamuoyu oluşmasında etkili olmuştur.

Kapitalist ülkelerde yaygın bir şekilde devam eden işsizlik ve ekonomik hayatın bir türlü canlanamaması nedeniyle Keynes’in talep ile istihdama dayalı teorileri dikkat çekmiştir. Keynes’in İstihdam, Faiz ve Para Genel Kuramı kitabı yayımlamasıyla başlayan Keynesyen ekonomi, efektif talep kavramı ile dönemine imzasını atmıştır.

Şimdi Keynesyen iktisat hakkında bilmeniz gerekenlere başlıklar halinde göz atalım:

Keynesyen İktisat Nedir?

Keynesyen iktisat, İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes’in görüşlerini temel alan makroekonomik bir teoridir. 1929 yılında patlak veren Büyük Buhran’da krizle boğuşan kapitalist ekonomileri onarma görevine sahip olmuştur.

Talep yönlü iktisat olarak da anılan Keynesyen ekonomi, Büyük Buhran’ın oluşturduğu depresyonun ortaya çıkardığı işsizlik ve toplam talep yetersizliklerini gidermek için geliştirilmiştir.

İktisatçının 1936 yılında yayımladığı “İstihdam, Faiz ve Para Genel Kuramı” adlı eseriyle ortaya çıkan akım, savunduğu görüşlerle kendinden önceki iktisatçılardan klasikçiler diye bahsetmiş ve klasik akımın benimsediği görüşleri reddetmiştir.

Keynes, serbest piyasa anlayışının tam istihdamı otomatik bir şekilde sağlayabileceği görüşünün yıkılmasına öncülük eden görüşleri ile iktisadi bir devrime liderlik etmiştir.

Mevcut düşünce; işçilerin ücret talebi esnek olduğu sürece iş arayan herkesin bir iş sahibi olabileceğini önerirken; Keynes’in teorisinin temel dayanağı, toplam talebin bir ekonomideki en önemli taşıyıcı güç olduğuydu.

Keynes, serbest piyasanın tam istihdamı sağlayacak denge mekanizmalarına sahip olmadığını iddia etmiştir. Keynesyen iktisatçılar ise tam istihdam ve fiyat istikrarını amaçlayan kamu politikalarını içeren bir devlet müdahalesini savunmuştur.

Akım, talep yönlü bir düşünce iken her talebin kendi arzını yarattığını savunmuştur. Ekonomi tam istihdamda dengede olmak zorunda değildir ve tam istihdama ulaşana kadar devlet ekonomiye müdahale etmelidir.

2021 YILININ EN İYİ TİCARET PLATFORMLARI VE FİNANSAL ARAÇLARI:
  • Binarium
    Binarium

    Sıralamada birincilik! En iyi ikili opsiyon broker!
    Yeni başlayanlar için mükemmel seçim! Ücretsiz eğitim ve
    demo hesabı! Kayıt bonusu!

  • Binomo
    Binomo

    Çok yüksek getirili bir finansal araç!

Keynes’e göre; kamu harcamalarındaki artış, istihdamı canlandırır ve vergilemenin sadece mali amacı bulunmaz. Vergileme; ekonomik, sosyal ve siyasal amaçlara da sahiptir. Maliye politikasının araçları ise kontrol edilebilir ve küçük bütçe açıklarıdır. Bütçe açıkları için borçlanmaya başvurulabilir.

Keynesyen iktisatta kamu borçlanması, piyasadaki atıl fonların ekonomiye kazandırılması demektir. Bu şekilde maliye politikası önem kazanmış ve devlet müdahalesinin önemi vurgulanmıştır.

Keynesyen İktisadın Ortaya Çıkışı

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından John Maynard Keynes’in fikirleri, devletlerden tam istihdam politikası izlemelerini isteyen kamuoyunun oluşmasında etkili olmuştur. 1936 yılında ünlü kitabını yayımlayan Keynes, bütün kapitalist ülkeleri etkisi altına alan Büyük Bunalım devam ediyordu.

ABD başta olmak üzere tüm gelişmiş kapitalist ülkelerde yaygın bir işsizlik söz konusuydu ve ekonomik yaşam ne yapılırsa yapılsın canlanamıyordu.

Mevcut ekonomik durumlar, o dönemde hakim olan iktisadi düşünce ile ters düşüyordu. Bu düşünceye göre; kapitalist sistem kendi kendini düzenleyen ve sürdüren bir yapıydı. Ama kriz koşullarının birkaç yıldır devam ediyor olması, bu düşünceyi çürütmeye başlamıştı.

O dönemin ekonomisi için normal olan, tüm kaynakların tam olarak kullandığı istikrarlı bir denge durumu benimseniyordu. Bu dengelerdeki sapmaların ise geçici bir nitelik taşıması gerekiyordu.

Kapitalist bir ekonomide emek ve sermayenin tam kullanımını sağlayacak mekanizmalar kendiliğinden bulunuyordu. Ücretlerin, fiyatların ve faiz hadlerinin esnek; emek ile sermayenin hareketli olduğu bir ortamda piyasa mekanizmasının çalışması, kaynakların tam kullanımını sağlamaya yeterliydi. Bu nedenle ekonomide uzun süreli bunalım ve işsizlik söz konusu olmamalıydı.

Tüm bunlara karşın 1929 yılında başlayan Büyük Buhran dönemi, 1936’da hala devam ediyordu. Ayrıca mevcut görüşe dayanarak çözülecek gibi görünmüyordu. İktisadi görüşe güvenin sarsıldığı bu dönemde yayımlanan Keynes’in kitabı, büyük yankılar uyandırmıştı.

Bunlar sonucunda iktisatta Keynesçi okulun oluşmasının bir diğer önemli nedeni ise neo-klasik iktisadın devam eden bunalımı açıklama ve çözme konusunda yetersiz kalması olmuştu.

Keynes’in Genel Teori’sinin Amacı

İktisatçı Keynes, Büyük Buhran döneminde mevcut düşüncenin çözüm getirmeyeceğinin anlaşılmanın ardından ortaya çıkmıştır. Ücretler ile fiyatların esnek olduğu bir ekonomide tam istihdamın kendiliğinden sağlanacağını öne süren Neoklasik teoriyi reddetmiştir.

Keynes’in Genel Teori’si; toplam talebin ana unsuru yatırım harcamalarıdır ve belirsizliklerle dolu bir dünyada düşük faiz oranları uygulayarak tam istihdama ulaşmayı amaçlayan bir politika güvenilmezdir.

Ekonominin talep yönüne ağırlık veren politikaların düzenlenmesindeki amaç ise ekonomik gelişmede kısa dönemli istikrarsızlıkların giderilerek doğrudan doğruya kamu harcamaları ve vergiler yoluyla istihdam ve üretim seviyesinin temel belirleyicisi olan efektif toplam talebin, tam istihdam üretim seviyesine uygun olarak etkilenmesidir.

Keynes’in Genel Teori’si ortaya çıktıktan sonra, Neoklasik görüş ile unutulan makro analizler yeniden gündeme gelmiştir. İlgilenilen temel konu ise kaynakların alternatif kullanımlar arasında nasıl dağıtılacağı konusu değil, kaynakların tümünün kullanımının mümkün olup olmadığıdır.

Keynes’in kitabının önsözünde belirtilen “Bir bütün olarak üretim ve istihdam düzeyinde meydana gelen değişmeleri belirleyen güçlerin incelenmesi,” cümlesi, Genel Teori’nin temel amacını göstermiştir.

Keynesyen İktisadın Temel Varsayımları

Keynesyen iktisada göre toplam talep; genel fiyat seviyesini, gelir düzeyini ve üretim fonksiyonu aracılığıyla istihdam seviyesini belirler. Makroekonomik denge ise toplam arz ile toplam talebin veya toplam yatırımlar ile toplam tasarrufların eşitlendiği noktada gerçekleşir.

Akımın temel varsayımlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Ekonomi eksik istihdam dengesinde olabileceği gibi aşırı istihdam dengesinde de olabilir.
  • Ekonomi mal ve faktör piyasalarında, eksik rekabet koşulları geçerlidir.
  • Ekonomide istihdam düzeyini ve gelir seviyesini belirleyen toplam taleptir.
  • Eksik istihdam dengesinden kurtulmak için devletin ekonomiye müdahalesi gereklidir.
  • Tam istihdam istisnai durum, eksik istihdam ise olağan durumdur.
  • Ekonomik analiz kısa dönemli analizdir; “uzun dönemde hepimiz ölüyüz.”
  • Fiyat ve ücretler aşağı doğru yapışkandır.
  • Ekonomide yatırım – tasarruf eşitliği her zaman gerçekleşmez. Yatırım yapan birimlerle tasarruf yapan birimler aynı değildir.
  • Para arzı değişiklikleri, tahvil piyasasında faiz üzerinde yaratacağı etki ile ekonomiyi dolaylı olarak etkiler.
  • Likidite Tercihi Teorisine göre para; reel değişkenler üzerinde etkilidir. Para politikası ile çıktı ve istihdam etkilenebilir. Para nötr değildir.
  • Para talebi faize duyarlıdır ve paranın dolaşım hızı sabit değildir.
  • Para talebi işlem, ihtiyat ve spekülasyon güdüsünden oluşur.
  • Faiz haddi para piyasasında arz ve talep tarafından belirlenir.
  • Faiz elde para tutmanın fırsat maliyetidir.
  • Likidite tuzağı, herkesin faiz oranının düşebileceği en düşük seviyeye düştüğüne inanması halidir.
  • Faiz, tasarruf sahiplerinin likiditeden uzaklaşmalarının bedelidir.

Keynesyen makro teori, ekonomik yaşamda meydana gelecek dengesizliklerin, toplam talep ayarlamaları ile giderilebileceğini savunur. Ayrıca arz koşullarının kısa dönemde sabit olduğunu ve uzun dönemde iktisat politikalarına karşı duyarsız olduğunu varsayar.

Özel sektörün dengesiz olduğunu kabul eder ve bunların ortadan kaldırılması amacıyla ekonomiye devlet müdahalesinin gerekli olduğunu öngörür. Maliye ve para politikaları ile toplam talebin birleşimini ve miktarını değiştirmek şartıyla ekonomideki dengelerin istenen yönde gerçekleşmesi sağlanır.

Üretimde kullanılan sabit sermaye miktarı ile üretim tekniğinin değişmediği düşünülür. Buna göre ekonomik olaylar, kısa dönemli olarak gerçekleşir. “Uzun dönemde hepimiz ölmüş olabiliriz” demesinin nedeni de budur.

Tam rekabetin geçerli olduğu yolunda varsayımlar da söz konusudur. Bu nedenle değişen derecelerde tekel veya ücret-fiyat politikası tamamen ihmal edilmiştir.

Genel Teori’de dış ekonomiye ilişkin sorunlar üzerinde fazla durulmamış ve kapalı bir ekonomi varsayımıyla hareket edilmiştir. Ayrıca Genel Teori, statik bir karakter taşımakta ve zaman unsurunu dikkate almamıştır.

Keynesyen İktisadın Ekonomik Krize Bakışı

Akıma göre; bütün birey ve şirketlerin gösterdiği bazı mikroekonomik davranışların toplamı verimsizlik ile sonuçlanır ve ekonomi potansiyel çıktısı ile büyümesinin altında bir seviye işler.

Ürünler için toplam talep yetersizliği nedeniyle ekonomi krize girer. Üreticilerin savunmacı davranışları yüzünden gereksiz bir işsizlik oluşur.
Buna benzer durumların sonucunda toplam talebi artırmak için devlet bazı politikalar izleyebilir. Sonucunda da ekonomik aktiviteleri hızlandırıp işsizliği azaltabilir.

İktisatçı, düşük faiz ve devlet yatırımları ile ekonominin canlandırılmasını, Büyük Buhran’a bir çözüm olarak düşünmüştür. Devletin yatırımları, geliri ve tüketimi artırmakta, sonucunda ise daha fazla üretim ve yatırım sağlanmaktadır. Tüm bunların sonucunda da tüketim yeniden artmaktadır.

Kriz sonrası ilk ekonomi canlandırma yatırımı, bir olaylar dizisini tetiklemekte ve ardından yapılan yatırım ile çok daha katı ekonomik etkinlik sağlanmaktadır.

Klasik İktisat ve Keynesyen Arasındaki Farklar

Keynes ile görüşlerini reddettiği Klasik iktisatçılar arasında bariz farklar bulunmaktadır. Bunlar;

  • Klasik İktisat ekonomiye arz yönlü ve uzun dönemli bakarken; Keynesyen kısa dönemde talep yönlü bir bakış açısı sunar.
  • Klasik İktisat, Say Kanunu olarak anılan “her arz kendi talebini yaratır” düşüncesini benimsemiştir. Keynesyen ise talebin belirleyici unsur olduğunu savunur.
  • Klasik’te göre fiyatlar ve ücretler esnek iken, Keynesyen’e göre yapışkandır.
  • Klasik’te ekonomi her zaman tam istihdamda, Keynesyen’de kısa dönemde eksik istihdamda olabilir.
  • Klasik’te işsizlik diye bir sorun yoktur; Keynesyen’de ise işsizlik ekonomide en büyük sorundur.
  • Keynesyen’de devlet müdahalesi gerekli iken, Klasik’te gereksizdir.
  • Keynesyen’de para nötr değilken, Klasik’te nötrdür.
  • Keynes’e göre para talebi; işlem ihtiyat ve spekülasyon amaçlıdır. Klasik İktisat’a göre; para talebi sadece işlem amaçlıdır ve faize duyarsızdır.
  • Klasik’te paranın değeri miktarına bağlıyken, Keynesyen’de faize bağlıdır.
  • Klasik’te yatırımlar ve tasarruflar eşitken, Keynesyen’de eşitlik her zaman sağlanamaz.
  • Keynes’e göre faiz para piyasasında para arzı ve talebi tarafından belirlenirken, Klasik’e göre faiz esnektir ve haddi mal piyasasında yatırımlar ile tasarruflar tarafından belirlenir.

John Maynard Keynes Sonrası Keynesyen Akımları

Keynesciliği 1960’lara kadar “Neoklasik Sentez” temsil etmiştir. 1960’ların başlamasıyla birlikte Neoklasik iktisat ile Keynesçi iktisadı bağdaştırmaya çalışan Neoklasik senteze alternatif sayılan Post-Keynesçi akım güçlenmiştir.

Post-Keynesçi akım, kendi başına bir bütün değildir ve farklı ekolleri bulunmaktadır. Keynesyen doktrin içinde akım ve ekollerin ortak özellikleri vardır. Piyasa aksaklığında devlet müdahalesinin gerekliliğine ve ekonominin talep yönünün belirleyiciliğine inanmalarıdır.

Birbirinden farklılaşan Keynesyen akımlar ve bunlara ait farklı ekoller olmakla birlikte belli başlı Keynesyen akımları şu şekildedir:

Neoklasik Keynesyen

1970’lere kadar ders kitaplarına ve gelişmiş kapitalist ülkelerdeki politika uygulamalarına hakim olan akımdır. Keynes’in üretim ile istihdam düzeyinin ve dalgalanmalarının toplam talep tarafından belirlendiğini, buna bağlı olarak tam istihdamın, gerçek ücretlerin düzeyinden çok, toplam talep düzeyine bağlı olduğu görüşünü kabul eder.

Akımın genel görüşüne göre; işsizlik sorunu makro düzeyde ortaya çıkar ve kaynakların dağılımı sorunundan farklıdır. Nispi fiyatlardan talebin ya da üretimin bileşiminden bağımsızdır. Dolayısıyla makro müdahale yeterlidir.

Neoklasik Keynesyen’in en az iki ekolün varlığından söz edilebilir. Bunlar; devrimci tutuculuk ve neoklasik başkaldırıdır. Her ikisi de standart Neoklasik sentez modelini uygulamakla birlikte sistemin çeşitli esneklikleri ve uyarlama hızları bakımından farklı bakışa sahip olmuşlardır.

Dengesizlik Keynesçiliği

Dengesizlik ekolü, istihdam ve gelir düzeyindeki dalgalanmaları dengesizlik fiyatlarıyla birbirini izleyerek yapılan müdahalelerin süreci olarak inceler.

Buna göre; eğer çeşitli nedenlerle nispi fiyatlar denge fiyatları değilse yapılan mübadelelerin hacmi dengede olmayacaktır. Fiyatların dengesizlik fiyatlarına dönüşmesinin nedeni, piyasaların yeteri kadar koordineli çalışamamalarıdır.

Bu ekol, farklı konjonktürel dalgalanmaları içeren daha genel bir çerçeve kurmaya çalışmıştır. Bu çerçeve içinde Neoklasik Keynesyenlerin ağırlık verdiği eksik kapasite işsizlik koşulları, iktisadi dengesizlik konjonktürlerinden sadece bir tanesidir.

Yeni Cambridge Keynesçiliği

Geleneksel Keynesçiliğin önermelerini, mali varlıkların kullanılabilir gelir ve harcamalar üzerindeki etkilerini, ücretlerin ve fiyatların oluşumunu ve uluslararası rekabet gücünü çözümlemeye dahil ederek, genişletmeye ve iyileştirmeye çalışmışlardır.

Keynesçi Temeller Akımı – Fundamentalist

En önemli özelliği, savunucularının Keynes’i klasiklerden ve Neoklasiklerden ayıran temelleri araştırmış olmalarıdır. Bu yüzden fundamentalist olarak isimlendirilmişlerdir.

Günümüzde bu akım içinde en önemli kol ise Post-Keynesyenlerdir. En önemli ve karakteristik tezlerinden birisi, istihdam ve gelirdeki dalgalanmaların, ekonominin gelecekteki durumunun belirsizliği altında oluşmuş beklentilerin dalgalanmasından kaynaklandığıdır.

Keynesyen İktisat Nedir? Keynesyen Para Teorisi ve Temel Varsayımları

Keynesyen İktisat Teorisinin Özeti

İngiliz İktisatçı John Maynard Keynes’in 1929 Büyük Bunalımı’ndan çıkış için geliştirdiği model günümüz ekonomi politikasının da temelini oluşturmaktadır.

Keynes’in ortaya attığı teoriye göre, klasik iktisat teorisinin ortaya attığı ekonominin kendiliğinden dengeye geleceği ve tam istihdam aşamasına otomatik olarak ulaşacağı fikri doğru değildir.

Bu fikrin doğru olduğunu varsaysak bile, uzun vadede ekonominin kendi kendisini düzeltmesini beklemek anlamsızdır. Çünkü Keynes’in ünlü deyişiyle “Uzun vadede hepimiz öleceğiz.”

Bu nedenle ekonominin zayıfladığı dönemlerde, devletin ekonomiye müdahale etmesi ve ekonomiyi canlandırıcı hamleler yapması gerekir.

GİRİŞ

Ekonomik etkinlik hacminin devletler tarafından ayarlanabileceğini ve ayarlanması gerektiğini savunan John Maynard Keynes’in fikirleri özellikle Birinci Dünya Savaşından sonra, devletlerden tam istihdam politikası izlemelerini isteyen bir kamuoyunun oluşmasında oldukça etkili olmuştur.

Keynes’in ünlü kitabını yayımladığı 1936 yılında, tüm kapitalist ülkeleri etkisi altına almış olan 1929 Ekonomik Buhranı diğer adıyla Büyük Bunalım, henüz sona ermiş değildi. Başta ABD olmak üzere gelişmiş kapitalist ülkelerde yaygın işsizlik devam ediyor, ekonomik yaşam bir türlü canlanmıyordu.

Bu durum o dönemde egemen olan iktisat öğretisine ters düşmekteydi.

Bu öğretiye göre, kapitalist sistem kendi kendini düzenleyen ve sürdüren bir yapıya sahipti. Böyle bir ekonomi için normal olan, tüm kaynakların tam olarak kullanıldığı istikrarlı bir denge durumu idi.

Bu dengeden sapmalar ancak geçici bir nitelik taşıyabilirdi. Çünkü kapitalist bir ekonomide emeğin ve sermayenin tam kullanımını yani tam istihdamını sağlayacak mekanizmalar kendiliğinden bulunmaktaydı.

Ücretlerin, fiyatların ve faiz hadlerinin esnek ve emek ile sermayenin hareketli olduğu bir ortamda piyasa mekanizmasının çalışması kaynakların tam kullanımını sağlamaya yeterliydi. Dolayısıyla ekonomide uzun süreli bunalımlar ve işsizlik söz konusu olamazdı.

Ne var ki, 1930’larda kapitalist ülkelerde ortaya çıkan ekonomik kriz (1929 Dünya Ekonomik Bunalımı), böyle bir durumun ortaya çıkamayacağını söyleyen bu görüşe dayanarak açıklamak ve çözüm bulmak imkânsızdı.

İşte İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes (1883-1946), “The General Theory of Employment, İnterest and Money “‘(İstihdam, Faiz ve Para Genel Kuramı)” adlı kitabını, 1936 yılında egemen iktisadi görüşe olan güvenin sarsıldığı böyle bir dönemde yayımladı.

Bu kitabın büyük yankılar uyandırmasının ve bu yankılar sonucunda iktisatta Keynesçi okulun oluşmasının önemli bir nedeni, neo-klasik iktisadın süregelen bunalımı açıklamakta ve çözüm bulmakta yetersiz kalmasıydı.

Keynesyen İktisat Teorisinin Genel Özellikleri

Keynes’in “Genel Kuram’ı, neo-klasik iktisadın eleştirisiyle başlar. Keynes’e göre Kapitalist bir ekonomide “normal” olan kaynakların tam kullanımı değildir.

Çünkü ekonomi, herhangi bir etkinlik hacminde dengeye gelebilir. Keynes’e göre önemli olan ve yapılması gereken, ekonomik etkinlik hacmini ve dolayısıyla istihdamı belirleyen etkenleri bulup bu etkenleri ortaya çıkarmaktır.

Bu uğraşında, Keynes, “efektif talep” kavramını kullanır. Efektif Talep, belirli bir istihdam düzeyinde, üretimi o düzeyde sürdürmeleri için girişimcilerin ürettikleri mal ve hizmetler karşılığı sağlamayı bekledikleri ve üretim faktörlerine yapılan tüm ödemeleri içeren toplam gelir olarak tanımlanır.

Bu kavram yardımıyla istihdam ile talep arasındaki ilişkiyi kuran Keynes, istihdamı belirleyen şeyin üretilen mal ve hizmetlere olan talep olduğunu savunur.

Çünkü belirli düzeydeki istihdamın girişimciler açısından karlı olup olmadığı bu talebe bağlıdır. Öyleyse öncelikle mal ve hizmetlere olan talebin nasıl belirlendiğini incelemek gerekir. Keynes’e göre bu talep ekonomide yaratılan gelire yani milli gelire bağlıdır. Kişiler gelirlerini harcayabilir ya da tasarruf edebilirler.

Keynes, gelirin bu iki öğe arasında nasıl bölündüğünü, “tüketim eğilimi” diye adlandırdığı ve “insan psikolojisi”ne dayandırdığı kavram yardımıyla inceler. Bu kavram, gelir ile tüketim harcamaları arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Keynes’e göre, çok yoksul olanlar dışında insanlar gelirlerinin tümünü harcamaz, bir bölümünü tasarruf ederler.

Gelir arttıkça tüketim harcamaları gelirden daha yavaş artar ve böylece tüketimin gelir içindeki payı düşer. Dolayısıyla gelir ile tüketim arasında bir fark doğar. Bu farkın başka bir harcama türü ile kapatılması gerekmektedir. Eğer bu gerçekleşmezse üretilen mal ve hizmetlerin tümünün satılması olanaksız olacaktır.

Keynes’in bu konuda vardığı sonuç açıktır: Ekonomide yapılan üretim sonucunda bir yanda üretilmiş mal ve hizmetler, öte yanda bu üretim sonucunda yaratılmış gelir bulunur.

Tüketim harcamaları üretilmiş olan mal ve hizmetlerin tümünün satılmasına yetmeyeceği için, bu üretim düzeyinin sürdürülebilmesi için gerekli olan bir yatırım miktarı olacaktır. Bu yatırım harcamaları sayesinde söz konusu üretim ve onun için gerekli olan istihdam sürdürülebilir.

Ancak, eğer yatırım harcamaları, gerekli miktarın altında kalırsa, üretilen mal ve hizmetlerin bir bölümü satılamayacağı için, gelir ve harcamalar otomatik olarak azalacaktır.

Gelirin ve ona bağlı olarak talep ile istihdamın düşme süreci, ekonomi daha düşük bir istihdam düzeyinde dengeye gelinceye kadar sürecektir. Keynes, böylece, kapitalist bir ekonomide “normal” dengenin tam istihdamda olmasının gerekmediğini, verilmiş olan tüketim eğilimine ve yatırım miktarına bağlı olarak dengenin belirlendiğini göstermiştir.

Bu dengenin, kaynakların tam istihdamını sağlayacak düzeyde olması zorunluluğu ise yoktur.

Keynesçi sistemde yatırım miktarı kritik bir rol oynar. Bu nedenle Keynes yatırım miktarının nasıl belirlendiğini de araştırır.

Ona göre yatırım miktarı, bir yanda girişimcilerin yatırımların gelecekteki karlılığı konusundaki beklentilerine öte yandan da faiz haddine bağlıdır.

Keynes, girişimcilerin öznel beklentilerinin ve bunlara bağlı olarak yatırım miktarı ile ekonomik etkinlik hacminin büyük dalgalanmalar göstereceğini ileri sürmüştür.

Ayrıca, ekonomideki sermaye stoku arttıkça yatırımların karlılığının düşeceğini vurgulamıştır.

Keynes’e göre faiz haddi esas olarak parasal bir olgudur ve insanların sahip oldukları varlıkların bir bölümünün para olarak tutmak istemelerinden kaynaklanmaktadır. Bu olguyu “likidite tercihi” diye adlandırır.

Çünkü para dışındaki diğer zenginlik öğelerinin harcanabilmesi için önce paraya çevrilmeleri gereklidir. Para tutmanın maliyeti ise faiz haddidir. Faiz haddi yükseldikçe para tutmanın maliyeti artacağından, insanların nakit olarak bulundurmak isteyecekleri miktar azalacaktır.

Keynes’e göre, faiz haddi ekonomideki para miktarı ile para talebi tarafından belirlenecektir. Keynes, girişimcilerin gelecek hakkındaki beklentileri ile faiz hadlerinin, ekonomiyi tam istihdamda dengeye getirmek için gerekli yatırımın yapılmasını sağlayacak “doğru ilişki” içinde olmaları zorunluluğu olmadığını söyler.

Öyleyse, yatırımların yetersiz kalması durumunda ekonomi eksik istihdam düzeyinde dengeye gelebilir.

Ya da, tam istihdam için gerekli olandan fazla yatırım yapılmak istendiğinde, mal ve hizmetlere olan talep, üretimi aşacağından enflasyon olgusu ortaya çıkabilir. Üstelik faiz haddinin değişmesi yoluyla yatırımların tam istihdam için gerekli olan düzeye çıkarılması da mümkün olmayabilir.

Böylece, Keynes, bir yanda ekonominin eksik istihdamda dengeye gelebileceğini, öte yanda ekonomiyi tam istihdama ulaştıracak mekanizmaların olmadığını ya da, en azından, beklendiği gibi çalışmayacağını göstermiştir.

SONUÇ

Keynes’in siyasal önerileri, yukarıda özetlemeye çalıştığımız işte bu kuramsal çerçeveye dayandırılmıştır.

Ona göre, devletin ekonomiyi piyasa güçlerinin ve mekanizmalarının işleyişine terk etmemesi, ekonominin düzenli işlemesi için aktif bir bicimde müdahale etmesi gerekir.

Örneğin, yatırım harcamalarının yetersiz kalması durumunda, devlet kendi harcamalarını arttırarak toplam harcamaları tam istihdam için gerekli olan düzeye çıkarmalıdır; ya da vergileri kısarak tüketilebilecek gelirin ve dolayısıyla tüketim harcamalarının artmasını sağlayabilir.

Keynes, bu konuda devletin para politikası uygulamaları ile değil, maliye politikası araçları ile ekonomiye daha etkili bir bicimde müdahale edebileceği kanısındadır.

Örneğin Keynes’e göre antik Mısır’ın zenginliğinin temelinde yatan gerçek, piramitlerin ve ona benzer büyük yapıların yapılmasıdır.

Aslında sadece birer prestij yatırımı olan ve bunun haricinde herhangi bir şeye fayda sağlamayan piramitler, yapımı sırasında binlerce kölenin istihdam edilmesini, binlerce taş ustasının ve çok sayıda mimarın çalışmasını sağlamışlardır.

Bu büyük istihdam, büyük bir tüketim ve gelir çemberinin oluşmasını sağlayarak refahın artmasına ve yayılmasına yol açmıştır.

Keynes’in bu görüşleri, gözlenen bunalıma ve işsizliğe gerçekçi bir açıklama getirmesi ve bunalımdan çıkış yolları önermesi nedeniyle kısa sürede büyük kabul görmüştür.

Özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın ardından gelişmiş kapitalist ülkelerdeki ekonomi politikaları, Keynesçi temellere oturtulmuştur. Bunun bir sonucu olarak, devletin ekonomik yaşama müdahalesi giderek artmıştır.

Ne var ki, 1930’ların yüksek düzeyde işsizlik ve ekonomik bunalım döneminde ortaya atılmış olan Keynesçi görüş, özellikle 1970’lerin ekonomik ortamında büyük sorunlarla karşılaşmıştır. Çünkü artık enflasyonla işsizlik bir arada yaşanmaya başlamıştır. Keynesciler, stagflasyon diye adlandırılan bu olguyu açıklamakta ve soruna çözüm bulmakta başarısız olmuşlardır. Bu durum, özellikle “monetaristler” yani paracılar tarafından yoğun bir biçimde eleştirilmelerine yol açmıştır.

Başını Friedman’ın çektiği bu görüşün temelinde, devletin ekonomik hayata müdahalesini azaltma isteği yatar. Bunun en önemli yolu, maliye politikası yerine para politikasının uygulanmasıdır. Çünkü gelişmiş kapitalist ülkelerde para politikasını yürüten merkez bankaları genellikle özel bankaların güdümünde olan kurumlardır. Monetaristler, Keynes’in para politikasını küçümsediği, buna karşılık maliye politikasının rolünü abarttığını düşünürler. Onlara göre, stagflasyona (Türkçesi “Durgun Şişkinlik) karşı alınması gereken önlem, ekonomideki para miktarını sıkı bir denetim altında tutarak, para miktarının ekonomik faaliyet hacminin gerektirdiğinden fazla artmasının önlenmesidir. Buna bir de devlet müdahalesinin azaltılması ve bütçe açıklarının ortadan kaldırılması önerilerini ekleyen monetaristler, piyasa mekanizmasının “durgunluk içinde enflasyon”a cozum bulacağı inancındadırlar.

Bu iki görüş arasındaki temel fark, kapitalist sistem konusundaki görüş ayrılığından ileri gelmektedir. Keynesçiler gelişmiş bir kapitalist ekonominin istikrarlı ve dengeli bir yapıya sahip olmadığı, istikrar içinde büyümeyi sürdürmesi için devletin ekonomik yaşama müdahalesinin zorunlu olduğu görüşündedirler.

Buna karşılık, monetaristler, tıpkı Keynes öncesi iktisatçılar gibi kapitalist sistemin kendi kendini düzeltme ve sürdürme yeteneğine sahip olduğu görüşündedirler. Onlara göre sorun, devletin ekonomik yaşama müdahalesinden kaynaklanmaktadır. Yapılması gerekli olan, ekonomideki para miktarını ve artışını denetlemek ve devlet müdahalesini en aza indirmektir. Ondan sonra piyasa mekanizması gerekeni yapacaktır

Yazıyı faydalı buldunuz mu?

Ortalama 4.1 / 5. Oy sayısı 34

Geri bildiriminiz bizim için oldukça önemli, teşekkür ederiz.

Bizi Sosyal Medya Hesaplarımızdan Takip Edebilirsiniz.

Eleştirilerinizi duymak ve eksiklerimizi öğrenmek istiyoruz.

Lütfen makalede bulduğunuz eksiklikleri belirtiniz:

Keynesyen İktisat

1929 Büyük Buhranına çözüm arayışları içerisinde J.Maynard Keynes tarafından 1936 yayınlanan “İstihdam, faiz, ve Paranın, Genel Teorisi” adlı eseriyle ortaya çıkan iktisadi akımdır. Savunduğu görüşlerle kendisinden önceki iktisatçılara klasikler diyerek klasik akımın benimsediği görüşleri reddeden bir yaklaşımı vardır.

  • Ekonomi mal ve faktör piyasalarında eksik rekabet koşulları geçerlidir.
  • Tam istihdam istisnai durum, eksik istihdam ise olağan durumdur.
  • Ekonomi eksik istihdam dengesinde olabileceği gibi aşırı istihdam dengesi de söz konusu olabilir.
  • Ekonomik analizi kısa dönemli analizdir. (Uzun Dönemde Hepimiz Ölüyüz)
  • Ekonomide istihdam düzeyini ve gelir seviyesini belirleyen toplam (efektif) taleptir.
  • Fiyat ve ücretler aşağı doğru yapışkandır.
  • Eksik istihdam dengesinden kurtulmak için devletin ekonomiye müdahalesi gereklidir. Maliye politikası savunulmuştur.
  • Ekonomide yatırım tasarruf eşitliği her zaman gerçekleşmez. Yatırım yapan birimlerle tasarruf yapan birimler aynı değildir.
  • “Likidite Tercihi Teorisi” ile para üzerine görüşlerini açıklamıştır. Para reel değişkenler üzerinde etkilidir. Para politikası ile çıktı ve istihdam etkilenebilir. Para nötr değildir.
  • Para arzındaki değişiklikler tahvil piyasasında faiz üzerinde yaratacağı etki ile ekonomiyi dolaylı olarak etkiler.
  • Para talebi işlem, ihtiyat ve spekülasyon güdüsünden oluşur.
  • Para talebi faize duyarlıdır. Paranın dolaşım hızı sabit değildir.
  • Faiz elde para tutmanın fırsat maliyetidir.
  • Faiz haddi para piyasasında arz ve talep tarafından belirlenir.

Neo Keynesyen İktisat

1950 ve 1960’lı yıllarda Keynesyen görüşleri klasik iktisadın temel ilkeleriyle bağdaştırarak, iki teorinin sentezini yapan akımdır. Sistemin temeli Hicks ve Hansen tarafından geliştirilen IS-LM modelidir. Model daha sonraları Mundell-Flemşng tarafından uluslararası ilişkiler eklenerek geliştirilmiştir. Akımın iktisatçılara göre kısa dönemde Keynesyen ancak uzun döneme klasik düşüncededir.

2021 YILININ EN İYİ TİCARET PLATFORMLARI VE FİNANSAL ARAÇLARI:
  • Binarium
    Binarium

    Sıralamada birincilik! En iyi ikili opsiyon broker!
    Yeni başlayanlar için mükemmel seçim! Ücretsiz eğitim ve
    demo hesabı! Kayıt bonusu!

  • Binomo
    Binomo

    Çok yüksek getirili bir finansal araç!

İkili Opsiyonlar ve Forex Hakkında Her Şey
Leave a Reply

;-) :| :x :twisted: :smile: :shock: :sad: :roll: :razz: :oops: :o :mrgreen: :lol: :idea: :grin: :evil: :cry: :cool: :arrow: :???: :?: :!: